12 Şubat 2013

Ailede düşeni kucaklayıp kaldırma kahramanlığı!


Aile içi gerginlikler, bazı çevrelerde çoğalmakta, şikayet ve sızlanmalara sebep olmaktadır. Bu gerginlikleri yaşayanlardan bazıları, kapalı bir üslupla maruz kaldıkları sıkıntılarını şöyle dile getirmekteler:

- Baştan böyle itici ve rahatsız edici haller yoktu aramızda. Son devrelerde olmaması gereken sertlikler, tasvip etmeyeceğimiz tavırlar sergileniyor.. Bu gibi itici hallere tepki gösteriyorum, hemen karşılık veriyor, susuyorum yanlışlarını düzeltmeyip sürdürüyor, vicdanım rahat etmiyor.. Bu olumsuzluklara karşı hep susayım mı, yoksa konuşayım mı, bilemiyorum! Yuvamdaki mutluluğun bozulmasını da istemiyorum!..

- Anladığım kadarıyla aile içinde huzursuzluk sebebi davranışlara karşı tümüyle susmak fayda getirmeyeceği gibi, tümüyle kırıcı sözlerle karşılık vermek de fayda değil zarar verebilir.
Böyle gergin hallerde tercih edilecek ilk tavır, Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle:
-‘Akla kapı aç, iradeyi elden alma!’ tavrı olmalıdır.


Yani, rahatsızlık duyduğunuz davranışları yumuşak bir dille muhatabın aklına, mantığına, vicdanına duyurmakla yetinmeli, ama kabul ettirmek için ısrar etmemeli, tepki doğuracak tartışmaya asla yönelmemelidir. ‘Senin bu halin bende üzülmeler, kırılmalar meydana getiriyor, tutumunu bir gözden geçirsen iyi olur, ama yine de sen bilirsin..’ gibi vicdanı harekete geçirecek uyarılarla  düşünmesini sağlamaya çalışmalıdır.. Bundan sonra da içten içe dua ederek demeli ki:


- Rabb’im, bu benim eşim ise senin de kulundur. Ben bana düşeni sakin ve sabırlı bir üslupla vicdanına aksettirip düşünmesini sağlamaya çalışıyorum. Bundan sonrası Sana aittir. Kapıldığı bu yanlışlarından kurtulma duygusu nasip eyle!..


Aile içindeki bu yapıcı ve sabırlı tavra maneviyat büyükleri:  “Yara yapmadan tedavi etme, tahribe sebep olmadan tamirde bulunma” tavrı diyorlar.


Bununla beraber siz aileyi koruyan bu yara yapmadan tedavi etme tavrını burada bırakmayıp daha da ileriye götürebilirsiniz. Yanlışlarını kolay bırakamayan muhatabınıza karşı:
- ‘Düşene herkes bir tekme atıyor, bir tekme de ben atmayayım, düştüğü yerden kucaklayıp kaldırma vefası göstereyim’ de diyebilirsiniz. Bu da sizin aileyi koruyan sabır ve sadakat kahramanlığınız olur. Örnek bir davranış sergilemiş olursunuz.
- Kolay tavır mı bunlar diyebilirsiniz?


Elbette değil. Ancak unutulmamalı ki, İslam’da (Batı’daki gibi) ailedeki sabır, içi boşaltılmış bir gerginlikten ibaret değildir. Sabrın karşılığı olan uhrevi ödüller düşünülünce sabır çok kolaylaşır. Hatta, ‘çok şükür yine sabrettim, yine ben kazandım’ diyerek her sabırda gerginlik yerine mutluluk dahi duyabilir, sevinebilirsiniz.


Bundan dolayı bazı maneviyat büyükleri, ‘ibadetinizle ulaşamadığınız yüksek manevi derecelere aile içindeki sabrınızla, düşeni kucaklayıp kaldırmanızla ulaşabilirsiniz’ diyerek, aile içinde gösterilen sabır ve sadakatin büyük mükafatına işarette bulunmuşlardır.
Yine akla gelebilir ki:


- Müslüman’ın aile hayatındaki sabrının mükafatı neden bu kadar büyüktür?


Çünkü o yuvada imanlı hayat yaşanmakta, inanmış bir de nesil yetişmektedir. Bu sebeple bey ve hanım ne kadar sabır gösterseler değer! Hatta sabır gösteren bey olursa, cennet gençlerinin ağabeyi makamına yükselir, hanım ise cennet hanımlarının ablası makamına ulaşır. Adalet sahibi Allah, aile içindeki fedakârlıkları asla karşılıksız bırakmaz!..
Bundan dolayı Müslüman’ın aile hayatında, düşene tekme atma vefasızlığı değil de, kucaklayıp kaldırma sadakati görülmüştür tarih boyunca!.. Burada aile bireylerine şöyle bir uyarı da vardır: Ailede sabra zorlayan zalim, sabreden de mazlum adını alır. Allah ise zalimin karşısında, mazlumun da yanında ve yardımında olur. Bu da mazluma müjde, zalime uyarı manası taşır. Tarafların tavırlarını düşünmelerini gerektirir.


AHMET ŞAHİN

6 Şubat 2013

Sirke ile Doğal, Pratik Temizlik

Zararlı kimyasallar içeren temizlik malzemeleri yerine sirke, karbonat ve limon gibi doğal ve evde kolayca bulunabilecek malzemeleri kullanırsanız hem tasarruf etmiş, hem de sağlığınıza ve doğaya zarar vermemiş olursunuz. Bundan öte, denediğinizde sirke, karbonat ve limon gibi malzemelerin temizlik ve koku gidermede kimyasal içeren, hazır muadillerinden çok daha etkili olduğunu da göreceksiniz.

Sirke ile doğal ev temizliği:

EV

  • Camlarınızı parlatın: Kimyasallı cam silme spreyleri yerine 1 litre suya 2 bardak sirkeli suda ıslatılmış bez ile silin. Kolayca temizler, iz bırakmaz. Yağlanmış gözlük camlarınızı da sirkeli suyla temizleyebilirsiniz.
  • Mutfak ve banyo giderlerini temizleyin ve kokuyu giderin: Giderleri temizlemek için yarım bardak karbonatın üstüne 1 bardak sirke dökün. Hemen ardından kaynamış su ve 5 dakika sonra soğuk su dökün. Tıkalı giderleri açmak için yarım bardak karbonatın üstüne 2 bardak sirke dökün. Hemen ardından kaynamış su ve 5 dakika sonra soğuk su dökün.
  • Küf lekelerini silin: Beyaz sirkenin kendisini sulandırmadan banyo, mobilya, duvar vb alanlarda kullanabilirsiniz.
  • Paslanmaz çelikleriniz temizleyin: Beyaz sirke ile spreyleyip, bezle ovalayın.
  • Gümüşlerinizi parlatın: Yarım bardak beyaz sirke içine 2 çorba kaşığı karbonat içinde 2-3 saat bekletin. Soğuk su ile durulayın ve yumuşak bir bezle cilalayarak kurulayın.
  • Pirinç ve bakırlarınızı parlatın: 1-1 oranında sirke ve karbonata batırılmış bez ile ovalayarak silin. Soğuk su ile durulayın ve yumuşak bir bezle ovalayarak kurulayın.
  • Tükenmez kalem izlerini temizleyin: Beyaz sirke ile ıslatılmış bez veya sünger ile duvarınızdaki tükenmez kalem lekelerini çıkarabilirsiniz.
  • Etiket ve çıkartmaları çıkarın: Çıkarttığınız fiyat etiketi, çocuğunuzun sağa sola yapıştırdığı çıkartmaları, araba camınızdaki etiketleri çıkartmak için çıkartma ve etiketlerin kenar ve köşelerini beyaz sirke ile ıslatın. Eski bir kredi kartı veya telefon kartı ile kazıyın. Ardından kalan yapışkanlar için biraz daha sirke dökün veya uygulayın ve beklettikten sonra temiz bezle silin.
  • Kokan kapalı kutu ve dolapları kokudan arındırın: Kötü koku sinmiş yemek kabı, dolap, araba bagajı, çöp tenekesi vb kokularını gidermek için bir dilim ekmeği beyaz sirke ile ıslatıp bir gece kokulu kabın içinde bekletin.
  • Halılarınız parıldasın: Halılarınızı fırçaladığınız 4 litre suya 1 bardak beyaz sirke ekleyin.
  • Halı lekelerini çıkarın: Yarım bardak beyaz sirkeye 2 çorba kaşığı tuz ekletin. Halıdaki lekeleri bu karışım ile ovaladıktan sonra kurumaya bırakın ve sonra elektrikli süpürge ile süpürün. Daha koyu ve büyük lekeler için yarım bardak beyaz sirkeye 2 çorba kaşığı boraks kullanın.
  • Parkelerinizi temizleyin: Parkelerinizi, kimyasalları parke temizleyicileri yerine 4 lt. suya katılmış yarım bardak sirkeli karışımla ıslattığınız ve sıktığınız yer bezi ile silin. Her ihtimale karşı bu yöntemi önce kıyıda köşede bir yerde deneyin.
  • Araba camlarınızın buzlanmasını engelleyin: 1 ölçek su-1 ölçek sirke karışımını camlarınıza sprey ile sıkın veya ıslatılmış bezle silin. Kışın birkaç hafta camlarınızın buzlanmasını önlemiş olacaksınız.
  • Araba sileceklerinizi temizleyin: Sileceklerinizi sulandırılmamış sirke ile ıslatılmış bez ile silip durulayın.
  • Mum lekelerini çıkarın: Kurumuş mum lekelerini önce saç kurutma makinası ile yumuşatın ve bir bezle üstünden alın. Geri kalanı 1-1 ölçek su ve beyaz sirke karışımı ile ıslatılmış bezle silin.
  • Mutfaktaki yağ lekelerini çıkarın: Temizlik malzemesi reklamlarında çıkarılacağı iddia edilen inatçı yağları sirke ile kolayca çözüp çıkarabilirsiniz. Mutfak setini, ocağı vb alanları 1-1 ölçek su beyaz sirke karışımı ile ıslatılmış bezle silmeniz yeterli.
  • Tahta mobilyalarınızdaki lekeleri çıkarın: Tahta mobilyalarınızdaki bardak altı izlerini çıkarmak için 1 ölçek sirke, 1 ölçek zeytinyağı ile ıslatılmış bezi tahtanın çizgileri ile aynı yönde silerek temizleyin. Başka temiz bir bezle kurulayın.
  • Deri mobilyalarınızı canlandırın: 1 ölçek sirke, 1 ölçek keten tohumu yağını karıştırın, çalkalayın ve sprey ile derinin üstüne sıkın. Temiz bir bez ile her tarafa yayın ve birkaç dakika beklettikten sonra temiz bezle silin.
  • Bilgisayarınız ve elektronik eşyalarınızı temizleyin: 1-1 oranında beyaz sirke ve su karıştırın. Bir bezi bu karışımda nemlendirerek bilgisayar ve elektronik eşyalarınızı temizleyin. Sakın sprey veya ıslak bez kullanmayın.

MUTFAK

  • Buzdolabınızın havasını temizleyin: Buzdolabınızın içini 1 ölçek sirke, 1 ölçek su karışımı ile silin.
  • Mikrodalga fırınınızı temizleyin: Çeyrek bardak sirke, bir bardak suyu cam bir kaba koyun. Bu kabı mikrodalgaaya yerleştirip 5 dakika yüksek kuvvette çalıştıtın. Sirke buharı ile yumuşayan kirleri, mikrodalgadan çıktıktan sonra soğuttuğunuz bu suda ıslatılmış bez ile silin.
  • Kesme tahtalarını dezenfekte edin: Meyve sebze kesme tahtanıza beyaz sirkeyi hiç sulandırmadan dökerek tahtayı dezenfekte edebilirsiniz. Özellikle tahtadan yapılmış kesme tahtalarının su ve bulaşık deterjanı ile temizlenmesi tavsiye edilmiyor.
  • Çöp öğütme makinanızı temizeleyin: 1 ölçek sirke, 1 ölçek su karışımını buz küp tepsisine dökerek dondurun. Haftada bir bu küpleri öğütme makinasına atıp çalıştırın.
  • Bulaşık makinanızı dezenfekte edin: Ayda bir bulaşık makinanızın içinde birikenleri ve kalıntıları temizlemek ve dezenfekte etmek için, 1 bardak sulandırılmamış beyaz sirkeyi bir kaba koyup üst rafa koyun ve bir tur deterjansız çalıştırın.
  • Camlarınızı ve porselenlerinizi parlatın: Bulaşık makinanıza parlatıcı yerine her çalıştırmada çeyrek bardak sirke koyun. Kahve lekelerini 1 ölçek sirke, 1 ölçek tuz karışımı ile ovalayarak temizleyin.
  • Kahve makinanızı temizleyin: Kahve makinanızın sürahisine 2 bardak sirke ve 1 bardak su doldurun. Makinanın süzgecine filtre yerleştirin ve sirkeli suyu su haznesine doldurun. Makinayı bir devir çalıştırıp suyun filtreden süzülmesini bekleyin. Filtreyi değiştirip sadece temiz su ile bir devir daha çalıştırın. Suyunuzun sertliğine göre her 40-80 kullanım arası bu işlemi tekrarlayın.
  • Kararan demliğinizi ve kireçlenen çaydanlığınızı temizleyin
  • Mutfağınızın havasını temizleyin: Yarım bardak sirkeyi 1 bardak su ile karıştırın ve ocakta bu karışım buharlaşalana kadar kaynatın.
  • Mutfaktaki güvelerden kurtulun: 1.5 bardak elma sirkesine birkaç damla bulaşık deterjanı katın ve bir kenarda 1 hafta bekletin. Güveleri çekecek.
  • Meyve sineklerinden kurtulun: Eski bir kavanozu yarısına kadar elma sirkesi ile doldurun. Kapağına birkaç delik açık ve kapağı kapatın. Meyve sineklerini çekecek.
  • Meyve ve sebzelerinizi yıkayın: 4 lt suya 4 çorba kaşığı elma sirkesi ile meyve, sebze ve salatalarınızı yıkayabilirsiniz.
  • Ellerinize sinen kokuyu temizleyin: Sulandılmamış beyaz sirke ile ellerinizi ovalayın.

GÜZELLİK / SAĞLIK

  • Saçınızdaki kepeğe karşı kullanın: Saçlarınızı şampuanladıktan sonra 2 bardak su, 2 bardak elma sirkesi karışımı ile durulayın.
  • Saçlarınızı parlatın: 1 tatlı kaşığı elma sirkesi, 2 çorba kaşığı zeytinyağı ve 3 yumurta beyazınını karıştırarak doğal saç bakım kreminizi yapabilirsiniz. Karışımı saçınıza sürdüktan sonra yarım saat plastik bir örtü ile kapalı tutun ve sonra şampuanlayın ve durulayın.
  • Sarı saçları klorlu sudan koruyun: Havuza girmeden saçlarınızı çeyrek bardak elma sirkesi ile ovalayıp 15 dakika bekletin.
  • Güneş yanığı ve kaşıntıya karşı kullanın: Güneş yanıklarını ve sinek ısırıklarını beyaz sirkeye batırılmış pamuk veya bez ile ıslatın.
  • Buhar aletinize katın: Soğuk algınlığı ve sinüs problemlerine karşı sıcak buharlı hava nemlendiricinizin suyuna çeyrek bardak sirke katın.
  • Ayak mantarını tedavi edin: Ayak mantarı başlangıcında ayaklarınızı günde 3-4 kere sulandırılmamış elma sirkesi ile durulayıp kurulayın Çoraplarınızı yıkamadan evvel 1 ölçek sirke, 4 ölçek su karışımında yarım saat bekletin.
  • Cildinize ışıltı katın: Yüzünüzü yıkadıktan sonra 2 bardak suya kattığınız 1 çorba kaşığı elma sirkesi ile durulayın.
  • Yaşlılık ve güneş lekelerine karşı kullanın: Elma sirkesine batırılmış pamuğu ile günde iki kere güneşten, hamilelikten veya yaşlılıktan oluşmuş lekelere 10 dakika uygulayın. Bunu birkaç hafta devam edin.
  • Arı veya denizanası sokmalarına karşı kullanın: Denizanasının soktuğu yere direk sirke dökün, acısı dinecektir. Aynı şekilde arı sokmalarının da acısını azaltabilirsiniz.

BANYO

  • Banyo perdelerinden küfü arındırın: Plastik banyo perdelerinizi yıkadığınız devirde yıkamada yarım ölçek deterjana yarım bardak karbonat ve durulama esnasında 1 bardak sirke ekleyin.
  • Banyo seramiklerini parlatın: Banyo seramiklerini 4 litre suya yarım bardak beyaz sirke, yarım bardak amonyak ve çeyrek bardak boraks karıştırarak temizleyin.
  • Lavobo ve küveti temizleyin: Küvetinize 3 bardak sirke döküp sıcak su ile doldurun ve 4 saat bekletin. Sonra durulayın. Lavoboyu sulandırılmamış sirke ile temizleyip soğuk su ile durulayın.
  • Duşakabin camlarını temizleyin: Duşakabinlerinizi cam kapılarını 4 litre suya yarım bardak beyaz sirke, yarım bardak amonyak ve çeyrek bardak boraks karıştırarak temizleyin.
  • Duş başlığındaki kireçlenmeyi temizleyin: Duş başlıklarını yarım bardak sirke eklediğiniz 1 litre suda 10 dakika bekletin.
  • Tuvelet temizliğinde kullanın: Tuvalete 2 bardak sirke dökün ve bir gece bekletin. Ertesi sabah sifonu çekip temizleyin.

ÇAMAŞIR

  • Çamaşır makinanıza her yıkamada 1 bardak sirke ekleyin: Bakterileri öldürür, çamaşırları yumuşatır, beyazları beyazlatır, renklileri canlandırır, statiği alır.
  • Çamaşır makinanızı dezenfekte edin: Makinanıza 2 bardak sirke dökün ve deterjansız bir tam devir çalıştırın.
  • Renkli çamaşırlarınızı beyazlatın: Renklilerinizi canlandırmak için yıkamaya yarım bardak beyaz sirke ekleyin.
  • Yeni elbiselerinizi giymeden yıkayın: Yeni aldığınız elbiseleri yıkamadan giymeyin. İlk yıkamaya 1 ardak sirke ekleyin.
  • Çoraplarınızı beyazlatın: Grileşmiş çoraplarınızı tekrar beyazlatmak için 1.5 lt suya 1 bardak sirke ekleyip kaynatın. Sonra bu suyu çoraplarınızın olduğu leğene dkün ve bir gece bekletin. Ertesi gün normal yıkayın.
  • Sararmış beyaz giysilerinizi beyazlatın: Sararmış beyaz giyeceklerinizi geceden 12 ölçek su ve 1 ölçek sirke karışımında bekletin. Ertesi gün normal yıkayın.
  • Çamaşırlarınızı yumuşatın ve kırışıkları önleyin: Pamuklu ve yünlülerin suyuna 2 bardak sirke ekleyin.
  • Ütünüzün içini temizleyin: Ütünüzü su haznesini sulandırılmamış sirke ile doldurup 5-10 dakika buhar ayarında çalıştırın. Sonra duru su doldurun ve tekrar buharını çalıştırın. En son soğuk su ile doldurup boşaltarak durulayın.
  • Yıkanmış çamaşırlarınızdaki kırışıkları açın: Ütülemek yerine kırışık çamaşırlarınızı 1 ölçek sirke, 3 ölçek su karışımı ile spreyleyerek asın ve kurumaya bırakın.
  • Eski kat izlerini düzeltin: Eski paça veya etek izlerini 1 ölçek sirke, 1 ölçek su karışımı ile nemlendirin ve ütüleyin.
  • Çekmiş yünlüleri açın: Çekmiş yünlüleri 1 ölçek sirke, 2 ölçek su karışımında 25 dakika kaynatın ve sonra çekerek ve gererek genişletin. Açık havada kurumaya bırakın.

LEKELER

  • Süet kumaştan lekeleri çıkarın: Süet kumaştaki yeni yağ lekesini beyaz sirkeye batırılmış diş fırçası ile fırçalayın. Kurumaya ırakın ve sonra süet fırçası ile fırçalayın.
  • Boya, ketçap lekeleri: Ciddi, çıkması zor lekeler olur olmaz sulandırılmamış sirke ile ıslatın ve hemen yıkayın.
  • Pas lekelerini temizleyin: Giysilerinizdeki pas lekelerini önce sirke ile ıslatıp sonra tuz ile ovalayın. Eğer güneş var ise güneşte kurumaya bırakın. Sonra yıkamaya atın.
  • Pastel boya lekelerini temizleyin: Pastel boya lekesi olmuş giysilerinizi yıkamadan evvel beyaz sirkeye batırılmış diş fırçası ile fırçalayın.
  • Yaka ve kol ağzı lekelerini temizleyin: Yaka ve kol ağzı lekelerini çıkarmak için, leke yerlerini 2 ölçek beyaz sirke ve 3 ölçek karbonat karışımı ile çitileyin ve yarım saat bekletin. Sonra yıkamaya atın. Bu işlem küf lekeleri için de işe yarar.
  • Mürekkep lekelerini temizleyin: Mürekkepli leke yerlerini 2 ölçek beyaz sirke ve 3 ölçek mısır nişastası karışımı ile çitileyin ve kuruyana kadar bekletin. Sonra yıkamaya atın.
  • Ter lekelerini temizleyin: Ter lekeleri üzerine biraz sirke döküp çitileyin ve yıkamaya öyle atınç

BAHÇE

  • Sinekkovar olarak kullanın: Kampta sivrisineklerden korunmak için kampa gitmeden 3 gün evvel günde 3 kere 1 çorba kaşığı sirke için. Ayrıca sirkeyle ıslatılmış bez ile açıkta kalan teninizi silebilirsiniz.
  • Kuş pisliklerini temizleyin: Sulandırılmamış sirkeyi spreye dondurup pisliklerin üstüne sıkın.
  • Vazonuzdaki çiçekleri daha uzun yaşatın: Vazo suyunuza 2 çorba kaşığı sirke ve 2 çorba kaşığı şeker katın.
  • Havalandırma ve nemlendirici filtreleriniz temizleyin: 10 günde bir filtrelerinizi 1 ölçek beyaz sirke, 1 çlçek su karışımında 1 saat bekletin, sıkın veya süzün ve tekrar takın.
  • Pası giderin: Eski aletlerinizdeki pası temizlemek için birkaç gün sulandırılmamış beyaz sirkede bekletin. Paslanmış vida ve sürgülere sirke dökerek de yapabilirsiniz.

Sirke ile çok kullanımlı temizlik malzemesi yapımı:

  • Cam, çelik ve lamine yüzeyler için 2 ölçek su, ölçek beyaz sirke ve birkaç damla sıvı deterjanı sprey şişesinde karıştırın.
  • Duvar ve boyalı yüzeyler için yarım bardak sirke, 1 bardak amonyak ve çeyrek bardak karbonatı 14 litre suda karıştırın.
  • Tencere ve tavalar için eşik miktarlarda tuz ve una macun kıvamlı bir karışım elde edecek kadar sirke ekleyin. Bulaşık süngerine bu macundan sürüp tencere tavaları ovalayın.
* Uyarı: Sirkeyi mermer üstünde, incileri ve antikalarınızı temizlemekte kullanmayınız.

Kaynak : pratikanne.com

21 Ocak 2013

Bir baba olarak,kimi model aldım?..


Bir baba olarak, çocuklarımla ilişkimde onları hiçbir zaman ve hiçbir meselede "plastik bebek" olarak görmedim. "Siz bir kenarda durun, bir şeye karışmayın!" demedim.
Tam tersine, kızımı da oğlumu da hayatın içine çekmeye çalıştım. Amacım, adam yerine konduklarını hissettirmekti...

Dikkatimi çekiyordu çünkü... Bakıyordum, kızım veya oğlum en çok neye seviniyor, en çok ne zaman memnun oluyor? Ve anlardım ki çocuklarım, adam yerine konulduğunda çok seviniyor.

Mesela kendi mesleğimden örnek vereyim. Gazeteci-yazar bir babaydım. Evin her tarafı kitaplarla doluydu. Bazen hanım kızardı, "Efendi, bunca kitabı nereye koyacağız? Üstelik tozlanıyor da!" "Aman hanım" derdim, "kitaplarıma laf etme; sigara getirsem daha mı iyi..." Tabii çocuklarım da kitapların, dergilerin içinde büyüdü.

Yazdığım makaleleri ve kitapları evvela çocuklarıma okutur, onların fikrini alırdım. Bir roman yazmaya başlamıştım, yirmi sayfa kadar olunca... Kızım Ayşenur'a verdim. O zaman belki on iki yaşlarındaydı. "Evladım, kitabı oku, fikrini söyle." dedim. Kızım yazdıklarımı okudu bitirdi. Yanına gittim, çok dikkatli bir şekilde yüzüne bakarak, "Nasıl, beğendin mi?" diye sordum. Yüzünü ekşitti, burnunu kıvırdı. Hemen o anda kızımın gözleri önünde yazdıklarımı yırtıp attım. Tabii şaşırdı, "Baba neden yırttın?" dedi. "Çünkü sen beğenmedin." dedim. Kızım anladı ki, onun ne düşündüğü benim için çok önemli...

Böyle müşterek çalışmalarda çocuk kalben rahatlar.

Bir yayınevi, hadis ansiklopedisi hazırlamamı istedi. Eve geldim, çocuklarıma dedim ki, "Bu ansiklopediyi birlikte hazırlayalım..." Çocuklar, "Tabii!" dedi. O sırada yanımızda bir ahbabımız vardı. "Çocuklar bu işi beceremez!" dedi. Kızımın yüzü asıldı; "Ben yapamam baba!" dedi. "Kızım" dedim, "bu işi sen yapabilirsin! Ben buna inanıyorum." Aslında benim asıl amacım, çocuklarımla vakit geçirmek, onların bana yardım edebildiğini göstermekti. Allah'a şükür ansiklopedi işini tamamladık. Çocuklarıma teşekkür ettim ve o zamanın parasıyla ödeme de yaptım. Bu para, bana verilen ücretin tamamıydı...

Aynı şekilde çocuklarımın dersleriyle de yakından ilgilendim. Mesela oğlumun kimya dersiyle arası iyi değildi. Yakın bir arkadaşımın lise son sınıfa giden oğluyla görüştüm. "Eve gel, oğluma kimya dersi ver. İstediğin ücreti sana ödeyeyim." dedim. Daha ikinci derste oğlum dedi ki: "Baba bu çok basit bir dersmiş!" Bir ders yüzünden belki tahsil yapmaktan soğuyabilirdi. Allah'a şükür böylece tedbir almış olduk.

Herkes evliya değildir amma Peygamberimiz'in hayatını anlatan kitaplar her yerde satılıyor. O'nun (sas) aile hayatı, eşleriyle, çocuklarıyla nasıl geçindiği okunur öğrenilirse kesin olarak inanıyorum ki aile hayatımıza yeni bir pencere açılır...

Futbol maçında hakem oyunu yönetir. Faul, penaltı, taç...
Peygamber de hayatımızın hakemi olmalı. 
Yeryüzü sahasında herkes kendi rolünü oynarken Peygamberimiz hayatıyla bize hakemlik ediyor...
Siyer okumak ve hayata tatbik etmek mutlu bir aile olmak için yeterli bir reçetedir... 


HEKİMOĞLU İSMAİL

15 Ocak 2013

Sadakat nedir..?








Sadakat,   bir çift göz uğruna iki cihandan vazgeçmektir..

Serdar Tuncer 
 


13 Ocak 2013

Cennetim Olur musun..?



                                                                         ♥

9 Ocak 2013

23 Aralık 2012

Safer ayı, uğursuzluk ayı mıdır?

Soru: İçinde bulunduğumuz safer ayının bela ve musibet ayı olduğu yönünde (teşe’üm-uğursuzluk) söylentileri vardır halk arasında. Bu söylentiler doğru mudur? Safer ayı bir bela, musibet ayı mıdır? Söylendiği gibi bu ayda hastalıklar yağmur gibi yağar, bela ve musibetler fırtına gibi savrulur mu?


Cevap: Bilindiği üzere İslam’da bir tefe’ül anlayışı vardır, bir de teşe’üm yorumu söz konusudur.  

-Tefe’ül, herhangi bir gün ve vakitten, olay ve görüntüden iyi manalar çıkarmak, hayırlı sonuçlar gelebileceği yolunda ümit dolu yorumlarda bulunmaktır...
-Teşe’üm ise bunun tam aksinedir. Olaylara ve görüntülere kötülük getireceği yolunda yorumlarla bakmak, hayırsız şeylere işaret olduğunu söyleyerek ümitsizlik ve uğursuzluk duygusu yaymak..
Ağaca güvercin konarsa iyilik manasına alıp o gün ümitle işine devam etmek, baykuş konarsa kötülük geleceğine işaret sayıp o gün yapacağı işten vazgeçmek gibi..  
Ancak, güvercini iyiliğe işaret saymakta bir mahzur olmadığı halde baykuşu kötülüğe işaret saymakta mahzur vardır. Çünkü iyilik yorumları yapmak bir tefe’üldür. Tefeül ise caiz görülmüştür.
Kötülük ve uğursuzluk yorumları yapmak ise, bir teşe’ümdür. Teşe’üm ise caiz görülmemiştir.
Bu sebeple safer ayını bela musibet ayı olarak yorumlamak bir teşe’ümdür. Teşe’üm ise caiz değildir.

Öyle ise safer ayından korkarak bela ve musibetlerin musallat olacağı endişesine kapılmaya hiç gerek yoktur. Çünkü Allah hiçbir ayı, bir günü uğursuz şekilde ve kötülük için yaratmamıştır. Uğursuzluk ve kötülük, insanların o vakit içinde işledikleri kendi günah ve isyanlarının karşılığını görmelerinden ibaret bir adalet tecellisi olur. Bu sebeple aya, güne, kurda kuşa, herhangi bir olaya bakarak uğursuzluk ve ümitsizlik manası çıkarmak İslami bir yorum sayılmaz, isabetli bir görüş olarak görülmez. 

Bununla beraber, zayıf rivayetlerin kuvvetliliğini düşünerek bu ayda bela ve musibetlerin gelebileceği endişesini taşıyanlar olursa, onlar bildikleri duaları okurlar, ibadetleri yaparlar, hayır hasenatlarından geri kalmazlar. Bunda da bir mahzur söz konusu olmaz. Çünkü bu bir teşe’üm değil aksine bir tefe’ül kabul edilir. Çünkü bu yaptıklarında bir kötülük yok, iyiliğe teşvik ve uygulama vardır, diye düşünülür.

Evet, teşe’üm İslam’dan önceki cahiliye devri insanlarından kalma batıl bir anlayıştır. Mesela o günkü cahiliye devri insanları evlerinin çatısında bir baykuş öterse, evlerinin yakında harap olup, başlarına bir belanın geleceğinden korkmaya başlarlar. Özellikle elleriyle havaya saldıkları bir güvercin sağa uçarsa hayra, sola uçarsa şerre işaret kabul ederler.  Safer ayının uğursuzluğuna da bu anlayış içinde inanmışlardı. Halbuki, geçmiş asırların içinde isyan ve itaatsizlikte bulunan kavimlerin başlarına Allah yangın, sel, deprem, rüzgâr gibi belalar musibetler vermişti. Bu bela ve musibetler onlara safer ayından değil, işledikleri günahlardan gelmişti. Ama onlar safer ayında uğursuzluk olduğunu iddia etmekte ısrar etmişler, günümüze kadar bu anlayışın gelmesine sebep olmuşlardır..
Hadisi şerifte “Kişinin en uğurlu ve en uğursuz organı iki çenesi arasındaki dilidir.” buyrularak, asıl uğursuzluğun, yalan yanlış sözlerle insanları yanlışa yönlendirmekte olduğuna dikkat çekilmiştir.

Nitekim safer ayında yapılan nikâhların uğursuz olduğu, bu ayda doğacak çocukların hayırsız olacağı yolundaki söylentiler de cahiliye devrindeki insanların bu türlü sözleriyle geçmiştir Müslümanlara. Bundan dolayıdır ki, bu ayda yapılan nikâhların uğursuz olduğunu iddia edenlere Hz. Aişe validemiz uyarılarda bulunarak, “Benim nikâhım da, evliliğim de bu devrede olmuştur.” diyerek bu tip batıl iddialara inanılmaması gerektiğini hatırlatmıştır insanlara.

Sözün özü: Rabb’imizin yarattığı ay ve günlerde uğursuzluk yoktur. Her ay ve günde hayır ve uğur vardır. Ay ve gün içinde hayır işleyen hayra ulaşır, şer işleyen de şerre maruz kalır. Demek sorumluluk insanın kendi davranışındadır. Ay ve günde, zaman ve mekânda değil. 

AHMET ŞAHİN

21 Aralık 2012

İncelik..





Söz sultanı diyor ki ; saati size sorduklarında misal saatiniz 3'ü gösteriyorsa direk saat 3 demeyin..
Saatiniz bir kaç dakika ileri ya da geri olabilir.. 
Bu da yalan olur..
Allah muhafaza..

Saat 3 olabilir diyin..

***

İnceliğe bakın, hassasiyete bakın..
:)

Rabbim nasip et yüreklerimize..
Amin..

...

Bu  güzel günden bu güzel notla hayırlı cumalar vesselam..




9 Aralık 2012

Amin..


Fotoğraf: RABBİNDEN sana ne vahyediliyorsa onun ardınca git. 

Muhakkak ki ALLAH ne yaparsanız haberdardır.

( Ahzap~ 2 ) 
 رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي 

“Yâ Rabbi, genişlet göğsümü!” 

 (Tâhâ Sûresi, 20/25)

3 Aralık 2012

Hadis Atlası-8


Resulullah (sas) buyurdular ki: 

"Kim yatağına temiz (abdestli) olarak girer ve uyku basıncaya kadar Allah'ı zikrederse gecenin herhangi bir saatinde uyanıp da Allah'tan dünya veya ahiret hayırlarından bir şey isterse Allah Teala, istediğini mutlaka ona verir." 

(Tirmizi, Da'avat 100)


2 Aralık 2012

Hayatın efendisi olmak..

Necip Fazıl diyor ki,”Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu…

Bugünkü sosyal hayat nefse hizmet ediyor, nefse hizmet etmemizi emrediyor. Reklamlar, ürün satmak için her türlü edepsizliği yapıyor. İnsanların karnı doyuyor, gözü doymuyor. İçkili lokantalar, plajlar, televizyondaki programlar, kılık kıyafet düşkünlüğü… İnsanlar kendini Allah’a beğendirmekten vazgeçmiş, kullara beğendirmeye uğraşıyor, moda yarışına giriyor. Müslümanlar, Peygamber’in (sas) istediği gibi yaşamayıp, Avrupalı gayrimüslimler gibi yaşamaya meyledince modernizm oluyormuş.

Görülüyor ki, modernizm, dev gibi ağzını açmış kurbanlarını arıyor…

Oysa cennet ucuz değil. Cennette hastalık yok, yoksulluk yok, en güzel bahçelerden daha güzel…
Bu kadar kıymetli olan yerin ücreti de fazladır. İnsanların çoğu alışkanlıklarının kölesidir. Bu kölelerden hayır gelmez. Bunların iradesi zayıf olduğu gibi, Allah’a itaatleri de zayıftır. Girilen her bir günah, itaatsizliğin alametidir. Haramda hayır olmadığı gibi, cezası da peşin gelir. Nefis, şeytanın arkadaşıdır. Şeytan, dinin düşmanıdır. Bugün öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, insan insanın rahmanı, insan insanın şeytanı olmuş. Allah iyilerle karşılaştırsın.
Bir şahıs şöyle diyor: “Ben Müslüman’ım. Fakat plajların, meyhanelerin, müstehcenliğin olması beni rahatsız etmiyor. Bunlara karşı değilim. Hem de hoşuma gidiyor.” 


Adam Müslüman; kadeh tutan eli Müslüman değil. Adam Müslüman; kumar oynayan eli Müslüman değil. Adam Müslüman; harama bakan gözleri Müslüman değil. Adam Müslüman; haram yiyen midesi Müslüman değil. Adam Müslüman; haramı konuşan dili, Müslüman değil. Adam Müslüman; İslam’a uygun olmayan işte çalışıyor, işi Müslüman değil. (Risale-i Nur, 6. Söz’de bu mesele çok güzel anlatılmış.) 


Buraya kadar anlattıklarımız, hayatın kölesi olmuş kimselerdir. Hayatın efendisi olmak için evvela tövbe edilecek. Tövbe ettiği haramlara bir daha dönmeyecek. O zaman hayatın efendisi olur. Hayatın efendisi olmak hem kolaydır hem zevklidir. 


Mesela gazetelerde, radyolarda haberler çıkıyor: Yangında bir anne iki çocuğuyla yanarak öldü! Otobüs devrildi, iki tane ölü var! Uçağı kaçırdılar! Üç günlük evli kadın evden kaçtı! Ekmek bulamayan fakirler, sokaklarda yaşayan çocuklar, tiner kullananlar, vurulanlar, yaralananlar, ölenler… Böyle haberler okuyunca insan; “Büyük bir vahşet içinde yaşıyorum, bu korkunç âlemde ben ne yapacağım?” dediği anda, hemen derslerden aldığımız terbiye ile; “
Mülkü sahibine teslim et. O dilediği gibi yapar, hak yerini bulur. Vücut denen bu gemide sen bir yolcusun. Allah’a inan, İslamiyet’i yaşa, dünyanı cennet et. Bu dünya başıboş değil. Her şeyi yaratan her şeyi bilir. Benim kendi vazifeme bakarım. ” der ve rahat ederiz.
Böylece hayatın efendisi oluruz…
.Hekimoğlu İsmail

27 Kasım 2012

Çamlıca'dan aldığım ders...


Bir insan maddi olarak kalkındıkça manevi yönü fakirleşebilir. Bu sebepten başta peygamberler olmak üzere, evliya-i kiram, İslam âlimleri zenginlikten, gösterişten, rahat yaşamaktan kaçınmışlardır.

Yanlış anlaşılmasın; Müslüman fakir olsun, demiyoruz. Evvela zekât verecek kadar zengin olmamızı Allah emrediyor. Buradaki mesele şöyledir: Zengin olan, malı elinde tutmayacak, dağıtacak. Zengin olan, zenginliğin meşguliyetiyle İslamiyet'i unutmayacak.

İnsanlık tarihini incelediğimizde Allah'ın bazı toplumları bir felaket gönderip yok ettiğini görüyoruz. Bu toplumları incelediğimde fark ettim ki onlar zenginlikle şımaran toplumlardır. Arkeoloji kitaplarını inceledim. Gördüm ki bu toplumlar maddi kalkınmasının zirvesine ulaştığında helak olmuş! Kendini Allah'a muhtaç hissetmediği noktada insana ve insanlığa mutlaka büyük bir felaket gönderilir.

Allah'ın Samed isminin manası şudur:
Her şey Allah'a muhtaçtır, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir. Ya Allah'a muhtaç olacağız ya da Allah, içinde bulunduğumuz en güzel şartları tarumar eder, bizi kendine muhtaç eder... Bu sebepten mutasavvıfların ekserisi uzlete çekilip çilehanenin kapısını bile kilitlemişlerdir. Çünkü rahat yaşamak, meşguliyet ister. Hâlbuki ömür kısa; cennete gitmek için tek sermaye, kalan ömrümüz...

Mesela Üstad Bediüzzaman, "İstanbul'un mevkice en güzel yeri olan Çamlıca'da oturuyordum." diyor. "Dünyada herkesten ziyade kendimi mesut bilirken, âyineye baktım, saçımda, sakalımda beyaz kılları gördüm. Kalben merbut olduğum ve medar-ı saadet-i dünyeviye zannettiğim hâlâtı, esbabı tetkike başladım. Hangisini tetkik ettimse, baktım ki, çürüktür, alâkaya değmiyor, aldatıyor. O sıralarda, en sadakatli zannettiğim bir arkadaşımda, umulmadık bir sadakatsizlik ve hatıra gelmez bir vefasızlık gördüm. Hayat-ı dünyeviyeden bir ürkmek geldi. Kalbime dedim: 'Acaba ben bütün bütün aldanmış mıyım? Görüyorum ki, hakikat noktasında acınacak halimize, pek çok insanlar gıpta ile bakıyorlar. Bütün bu insanlar divane mi olmuşlar? Yoksa şimdi ben divane mi oluyorum ki, bu dünyaperest insanları divane görüyorum?'

Bu örnekten hareketle, saadet-i dünyeviye nedir, sorusuna şöyle cevap verebiliriz: Güzel bir ev, yeterli bir gelir, çoluk çocuk, dostlar... İşte saadet-i dünyeviye budur. Amma bir de bakıyoruz ki ömür geçmiş, saydığımız mutluluklar bir bir kaybolup gitmiş.

Fani şeyleri bakiye tebdil etmenin yolu; Allah için işlemek, Allah için görüşmek, Allah için çalışmak, O'nun rızası dairesinde hareket etmektir...

HEKİMOĞLU İSMAİL

25 Ekim 2012

Bayramım/ız..

 


Bayramın 1. günü,
Burağımızın 2. ayı
 :)

Hayırlı olsun..
Güzel olsun..
Güzellikler olsun..
Sağlıkla, huzurla dolsun..



16 Ekim 2012

Zilhicce ayının ilk 10 günü ile Rabb’inize yaklaşın!

 
 
Yapılan amellere 700 misli sevap verilen zilhicce günleri başlıyor. Ayette üzerine yemin edilen bu kutlu 10 gece için, Peygamber Efendimiz (sas) de tesbihi (Sübhanallah), tahmidi (Elhamdülillah), tehlili (Lâ ilâhe illâllah) ve tekbiri (Allah-u Ekber) çokça söylemeyi tavsiye ediyor.
 
Peygamber Efendimiz (sas)’in “Allah’a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce’nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur.” dediği o günlere girmek üzereyiz. Kur’an-ı Kerim’de Fecr Sûresi’nin başında, “On geceye yemin olsun ki...” diye bahsedilen o günler bu yılki takvime göre 16 Ekim-25 Ekim tarihlerine denk geliyor. Kurban Bayramı’nın 1. gününe kadar sürecek bu kutlu zaman dilimini ibadetlere daha da özen göstererek değerlendirmek çok önemli.

    Maneviyata duyarlı sineler, hüzünle ayrıldığı Ramazan’ın ardından şevvalde altı gün oruçlarıyla hasret giderse de, zilhiccenin ilk on günüyle âdeta teselli bulur. Bir nevi Ramazan’ın devamı gibi olan bu günler, “Ramazan’ı hakkıyla ihya edebilseydim...” diye yanan sinelere muhteşem bir fırsattır. Allah (cc) Recep, Şaban, Ramazan ayları ve Regaip, Miraç, Berat, Kadir gecelerine, Zilhicce’nin ilk on gecesini ekleyerek kâmil insan olabilme adına bizlere bir kutlu zaman dilimini daha lütfediyor.

    İlahiyatçı yazar Dr. Selman Kuzu, “Zilhiccenin ilk 10 gecesi, bizim farkında olmadığımız fakat Rabb’imizin yemin ederek önemine dikkat çektiği gecelerdir.” dediği bu kutlu zamanları dua, tevbe ve istiğfar günleri olarak değerlendirmenin önemli olduğunu vurguluyor. Kuzu, “Hac günlerinin feyiz ve bereketinden istifade etmeli. Bu kutlu zaman diliminin bereketi sadece hacca gidenlere ait değil. Gidemeyenler de, Zilhicce’nin ilk on gecesini bulundukları coğrafyalarda değerlendirerek günahlarının affına kapı aralamalıdır.” diyor. İlahiyatçı yazar, Efendimiz’in (sas) de mümkünse bugünlerin oruçlu geçirilmesini tavsiye buyurduğunu ifade ederek, “Zilhicce’nin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir Gecesi’ni ihya etmeye bedeldir.” hadis-i şerif’ini hatırlatıyor.

Bu on günü nasıl değerlendirebiliriz?

Her şeyden önce beş vakit namazı asla ihmal etmemeli; kuşluk, evvabin, teheccüd gibi nafile namazlarla da Allah’a yaklaşmalı.

Peygamber Efendimiz’in (sas) hiç terk etmediği Zilhicce’nin ilk on gün orucunu biz de kaçırmadan tutmaya gayret etmeliyiz.

Bu on gecede daha az uykuyla idare edip maç, dizi gibi televizyon programları ve internet gibi uğraşlarla bu kutlu vakitleri değerlendirmekten geri durmamalıyız. Zamanımızı Kur’an-ı Kerim okuyarak, tevbe istiğfar çekerek, evrad-ı ezkar ve dua ederek geçirmeye gayret etmeliyiz.

Bugünlerde sağlığımıza dikkat edip, ibadet ve evrad-ı ezkardan geri kalmamalıyız.
Eğer mesaiye bağlı bir işimiz yoksa bu on günü sanki i’tikafa girmiş gibi dolu dolu değerlendirmeli, bunun mümkün olmadığı durumlarda da izin ya da tatil günlerini oruç ve ibadetle geçirmeye gayret etmeliyiz.

Bu 10 günün özellikle arife gününe denk gelen 9. gününü bayramlık ve kurbanlık alışverişiyle zayi etmemek için, hazırlıklarımızı önceden yapmaya gayret etmeliyiz.
Bu kutlu zaman dilimlerinde kişiyi meşgul edecek misafirlik, yolculuk ve yorucu işlerden uzak durmalıyız.

Efendimiz’in de (sas) tavsiye buyurduğu gibi Sübhanallah, Elhamdülillah, Lâ ilâhe illâllah ve Allah-u Ekber’i çokça söylemeliyiz.

ZEYNEP KIRŞAN

......
 
Hakkıyla ihya edebilmek, bu mübarek günlerden nasiplenebilmek duasıyla..
Dualarınızı bekliyorum :)

4 Ekim 2012

Türkiyedeyim..

Yazmayalı, yazamayalı uzun zaman oldu Seyr-ü Sefam..
En büyük zenginlik sağlık-mış..
Dert ettiğimiz şeyler aslında nokta hükmünde bile değil-miş..
Hayat imtihan hayatı işte.. İnşallah kazananlardan oluruz..

Son kayıtta hayırlı haberler yoktu, ama hamd olsun dualarınızla, Allahın izniyle çok daha iyiyim, daha da iyi olacağım inşAllah..

Burak bebek de daha iyi gaz sancılarını saymazsak :)

Dua edin inşallah..
Selametle..