"RABBİM BANA YAKIN OLSUN; ERİŞMEZ BU GÖNLE KEDER.. CÜMLE ÂLEM DÜŞMAN OLSUN TEK RABBİM "KULUM" DESİN YETER.."
27 Şubat 2011
Yaşadığımı Bilmiyor Şehir!
![]() Yaşadığımı bilmiyor şehir! Herkesin bir acelesi var! Bulutları, yağmurları unutuyor şehir! Unutuyor yorulduğunu; uyumuyor! Şehrin ağaçları mevsime yabancı! Öksüz bir sessizlik şehir. Bu öyle bir nehir, öyle bir nehir… Akıyor caddelerde yorgunların usancı. Yaşadığımı bilmiyor şehir! Selâm veriyorum; tanımıyor beni! Duraklarda el ediyorum; durmuyor! Bütün koltukları boş; geçip gidiyor! Şehrin gürültüsü baş köşede oturuyor... Tıklım tıklım boş caddeler! Tezat mı mübalağa mı tekrir mi… Şehir bu; aldığını verir mi! Kör kötürüm, yatalak, sağır… Kurşun bulutlardan da ağır… Ne kadar bağırırsan bağır; Yaşadığımı bilmiyor şehir... |
Ali Hakkoymaz |
26 Şubat 2011
25 Şubat 2011
Çekirdek aile, dünya çapında bir aile nasıl olur?
Çekirdek aile, dünya çapında bir aile nasıl olur?
Bir arkadaşla sohbet ediyorduk. Dedim ki: "Arkadaşlar arsa, daire aldıkça çoluk çocuğunu haberdar ediyorlar.
Onları sevindirmek istiyorlar. Yaş ilerliyor, mal artıyor...
Onları sevindirmek istiyorlar. Yaş ilerliyor, mal artıyor...
Ahiret yolculuğu başlıyor. Hiç değilse malımdan bir kısmını hayır işlerine vereyim dediği an, kıyametler kopuyor. Çocuklar büyümüş, hepsi düğün parası, sermaye vs. istiyor. Hepsinin arabaya, yazlığa ihtiyacı var. Hepsi konfor içinde yüzmek niyetinde. Kaç kişi hayra hasenata razı olur? Adamcağız da bu yaşta kavgayı gürültüyü göze alamaz. Dolayısıyla kendi malını dilediği yerde kullanamaz. Anlar ki, esirim..."
Yanımdaki arkadaş dedi ki: "Ağabey, ben senin anlattığın gibiyim. Beş kuruşumu bir yere veremiyorum."
İçimden asrî köleler ibaresi geçti. Pek çok kimse kasada can veren zengine benziyor. Kimisi maddeten kimisi manen ölüyor.
Minyeli Abdullah romanı çıktıktan sonra Mahir İz hocam bana bir mektup yazıp göndermişti. Mektupta şöyle diyordu: "Minyeli Abdullah hamallığa devam edemez, sosyal seviyesini yükseltmek zorundadır. Apartmanlara karşı çıkılamaz. Parası olan apartman yapsın, mobilyalar alsın, bunların zekatını versin."
Hocamın mektubu doktorun attığı neşter gibiydi; acıttı amma şifa oldu...
Para bir alettir, kullanıldığı yere göre değer alır.
Para kazanıldığı yere ve harcandığı yere göre değer alır.
Yanımdaki arkadaş dedi ki: "Ağabey, ben senin anlattığın gibiyim. Beş kuruşumu bir yere veremiyorum."
İçimden asrî köleler ibaresi geçti. Pek çok kimse kasada can veren zengine benziyor. Kimisi maddeten kimisi manen ölüyor.
Minyeli Abdullah romanı çıktıktan sonra Mahir İz hocam bana bir mektup yazıp göndermişti. Mektupta şöyle diyordu: "Minyeli Abdullah hamallığa devam edemez, sosyal seviyesini yükseltmek zorundadır. Apartmanlara karşı çıkılamaz. Parası olan apartman yapsın, mobilyalar alsın, bunların zekatını versin."
Hocamın mektubu doktorun attığı neşter gibiydi; acıttı amma şifa oldu...
Para bir alettir, kullanıldığı yere göre değer alır.
Para kazanıldığı yere ve harcandığı yere göre değer alır.
Materyalistlerin putlaştırdığı parayı Müslümanlar esir alıp İslam'ın emrine sokacak...
Aile çerçevesi içinde kalmak... Ev, mobilya, araba, yazlık, arsa, servet... Komünistler, din düşmanları, masonlar, dünya çapında aile olmaya çalışırken, Müslümanlar çoluk çocuğun arasında kayboluyor... Misafirlik denilen evcilik oyunlarını da hizmet sanıyorlar.
Aile çerçevesi içinde kalmak... Ev, mobilya, araba, yazlık, arsa, servet... Komünistler, din düşmanları, masonlar, dünya çapında aile olmaya çalışırken, Müslümanlar çoluk çocuğun arasında kayboluyor... Misafirlik denilen evcilik oyunlarını da hizmet sanıyorlar.
Halbuki "kimin himmeti milleti ise, o tek başına bir millettir."
Ziyafetler ziyareti öldürdü.
Bir arkadaşı ziyarete gideceğiz, düşünüyoruz, ziyaretimiz öğleye akşama denk gelmesin. Çünkü yemek zamanı gidersek, arkadaş kalkıp pirzola, tatlı, yoğurt alacak ki bize yedirsin. Şahane bir sofra hazırlıyorlar, yiyoruz içiyoruz, kalkıp eve dönüyoruz. Biz gidince, evin hanımı bulaşıkları yıkıyor, evi derleyip topluyor. Kocasına diyor ki: "Bir daha kimseyi çağırma!" Kocası da diyor ki: "Bu hizmettir, böyle devam edecek!" O da, "Devam etmez!" diyor, başlıyorlar inatlaşmaya... Sonra da dargınlık.
Müslüman aile İslam'ın derdini kendine dert edinirse dünya çapında aile olur.
Ziyafetler ziyareti öldürdü.
Bir arkadaşı ziyarete gideceğiz, düşünüyoruz, ziyaretimiz öğleye akşama denk gelmesin. Çünkü yemek zamanı gidersek, arkadaş kalkıp pirzola, tatlı, yoğurt alacak ki bize yedirsin. Şahane bir sofra hazırlıyorlar, yiyoruz içiyoruz, kalkıp eve dönüyoruz. Biz gidince, evin hanımı bulaşıkları yıkıyor, evi derleyip topluyor. Kocasına diyor ki: "Bir daha kimseyi çağırma!" Kocası da diyor ki: "Bu hizmettir, böyle devam edecek!" O da, "Devam etmez!" diyor, başlıyorlar inatlaşmaya... Sonra da dargınlık.
Müslüman aile İslam'ın derdini kendine dert edinirse dünya çapında aile olur.
Bir insan ulvi dertleri kendine dert edinmiyorsa, süfli dertler kendisine müptela olacaktır!..
En büyük meselemiz, imanımızı kurtarmaktır...
Bediüzzaman Hazretleri, "Karşımda bir yangın var, içinde evladım yanıyor." derken, Müslümanların evinde kaybolması anormalliktir.
Bediüzzaman Hazretleri, "Karşımda bir yangın var, içinde evladım yanıyor." derken, Müslümanların evinde kaybolması anormalliktir.
"Ne baş yedi, ne kan içti bu meydan..
Bu meydan âşıktan canını ister.."
(Necip Fazıl)
Hekimoğlu İsmail
24 Şubat 2011
23 Şubat 2011
22 Şubat 2011
Ah nasıl anlatsam..
Ah nasıl anlatsam..
Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım..
Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var..
Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor..
Kelimeler eksik, kelimeler yaralı..
Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım..
Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var..
Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor..
Kelimeler eksik, kelimeler yaralı..
Kelimeler cılız; diyor Can Dündar hislerime tercuman olarak..
Aksada, Bosnada, Tunusta, Mısırda, Libyada sayamadığım bir çok sancakta yanarken kalbi mümin kardeşimin benim insanlığım kanıyor burada..
Utanıyorum bana sunulan bunca nimetin altında huzurla ve sağlıcakla yaşamaya..
Ellerimi açıyorum semaya, duruyorum duaya ama dilim de lal olmuş suretim gibi..
Yanlız acım konuşuyor yana yana, yaka yaka..
Sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece ALLAH'a arzediyorum.
(Yusuf / 86)
(Yusuf / 86)
Allahım acımı duaya say, göz yaşımı affa..
Çıksın artık Pepela ablamız ve diğer kardeşlerimiz sıkıntıdan felaha..
Amin.."Bir gün..."
Bir gün...
Belki de dünyayı en çok sevdiğimiz bir gün...
"Sonsuz bir davet" alacağız.
Kalbimiz yanımızda...
Kalıp adına ne varsa... burada bırakıp gideceğiz.
O zaman şunu diyeceğiz kim bilir:
"Şöyle keyifli keyifli kaç nefes alabildim? Ne de geçici imiş dünya! Böyle birdenbire mi bitecekti her şey? 'Hızlının hızlısı bir yer'in adı mıymış o geçici hayat?"
Bir ağaç dikip gitmişsek eğer, belki de gölge olacak orda. Ağacın meyveleri gelecek belki de önümüze. Bir çocuğun tebessümünü çoğaltmışsak, koşup gelecek çocuk yanımıza: 'İşte bu amca/teyze elime bir şeyler tutuşturmuştu.' diyecek. Okuduğumuz ne kadar hoş cümle varsa hepsi hece hece "ışık" olacak mı; olur! Düşer önümüze, aydınlatır yolumuzu.
Bir kirazı yerken, şöyle kulpundan tutup, bir çamurun nasıl olup da kiraza dönüştü(rüldü)ğünü düşünmüşsek... Hoşuna gidecek Sanatkârlar Sanatkârı'nın... "hoş geldin"ini duyacaksınız. Çamuru kiraz, elma, karpuz, portakal ve saire yapanı göreceksiniz.
Bir bardak su verene teşekkür insanlığımızı küçültür mü? Olmaz der içiniz dışınız, olmaz! Suyu taşların, toprakların arasından çıkarıp gönderene teşekkür de... insanı insan yapar, işte!
Baki:
"Minnet Hüda'ya devlet-i dünya fena bulur;
Baki kalır sahife-i âlemde adımız." der. Der ve minnetin adresini verir.
Dünya Devleti'ni bırakıp bırakın gidenler bıraktıklarını kime bıraktı! Bütün "yığdıklarımız" burada kalmıyor mu? Taştı, topraktı, altındı, evdi, yalıydı, halıydı... Hepsi, hepsi O'na bırakılmıyor mu? Onun ihtiyacı yok ki ama... En büyük vâris O demek ki.
Şu, Ahmet'ten Mehmet'e; ondan ötekine de... Daha sonra?
Daha sonrası gerçek Vâris'e...
Öyle ya... Kimin malını kime bırakıyorsun? Bizimkisi sözde vârislik. Bu geçici vârisliğimizin aynasında/n gerçek Vârisi görmek aslolan.
Başka ne ki?
Öyle; aldanmamıza, üzülmemize gerek kalmıyor o zaman. Nerede benim mülküm, nerede samur kürküm diye hayıflanmanın gereği var mı?
Ara sıra müsekkine ihtiyacımız var. Hapishane gibi mesela. Gidip oralara hürriyetin ne olduğunu anlamak için.
Hastaneye bir de... 'Oh, sağlığım yerinde!' diye.... Aynada kendinize bakıp bakıp: Ne zenginmişim!' demek için. Hoşluğun, nefes almanın, ayağımızın yere bastığının daha nelerin farkında olmak için.
Sonra? Sonrasını anlatmak o kadar kolay değil. Kolay değil 'lezzetleri acılaştırıp tahrip edeni/ölümü' günde defalarca düşünmek. Düşünmek ve arada bir "Ölüler Ülkesi"ne gidip gelmek. Onlar da nice şeyleri ve kimilerini bırakıp gitti.
Biz de bırakıp gideceğiz.
Gözümüz arkada niye kalsın!
Vârislerin Vâris'ine bırakıp gideceğiz.
Endişemiz, korkumuz... cehaletimizdendir.
Ali Hakkoymaz
Belki de dünyayı en çok sevdiğimiz bir gün...
"Sonsuz bir davet" alacağız.
Kalbimiz yanımızda...
Kalıp adına ne varsa... burada bırakıp gideceğiz.
O zaman şunu diyeceğiz kim bilir:
"Şöyle keyifli keyifli kaç nefes alabildim? Ne de geçici imiş dünya! Böyle birdenbire mi bitecekti her şey? 'Hızlının hızlısı bir yer'in adı mıymış o geçici hayat?"
Bir ağaç dikip gitmişsek eğer, belki de gölge olacak orda. Ağacın meyveleri gelecek belki de önümüze. Bir çocuğun tebessümünü çoğaltmışsak, koşup gelecek çocuk yanımıza: 'İşte bu amca/teyze elime bir şeyler tutuşturmuştu.' diyecek. Okuduğumuz ne kadar hoş cümle varsa hepsi hece hece "ışık" olacak mı; olur! Düşer önümüze, aydınlatır yolumuzu.
Bir kirazı yerken, şöyle kulpundan tutup, bir çamurun nasıl olup da kiraza dönüştü(rüldü)ğünü düşünmüşsek... Hoşuna gidecek Sanatkârlar Sanatkârı'nın... "hoş geldin"ini duyacaksınız. Çamuru kiraz, elma, karpuz, portakal ve saire yapanı göreceksiniz.
Bir bardak su verene teşekkür insanlığımızı küçültür mü? Olmaz der içiniz dışınız, olmaz! Suyu taşların, toprakların arasından çıkarıp gönderene teşekkür de... insanı insan yapar, işte!
Baki:
"Minnet Hüda'ya devlet-i dünya fena bulur;
Baki kalır sahife-i âlemde adımız." der. Der ve minnetin adresini verir.
Dünya Devleti'ni bırakıp bırakın gidenler bıraktıklarını kime bıraktı! Bütün "yığdıklarımız" burada kalmıyor mu? Taştı, topraktı, altındı, evdi, yalıydı, halıydı... Hepsi, hepsi O'na bırakılmıyor mu? Onun ihtiyacı yok ki ama... En büyük vâris O demek ki.
Şu, Ahmet'ten Mehmet'e; ondan ötekine de... Daha sonra?
Daha sonrası gerçek Vâris'e...
Öyle ya... Kimin malını kime bırakıyorsun? Bizimkisi sözde vârislik. Bu geçici vârisliğimizin aynasında/n gerçek Vârisi görmek aslolan.
Başka ne ki?
Öyle; aldanmamıza, üzülmemize gerek kalmıyor o zaman. Nerede benim mülküm, nerede samur kürküm diye hayıflanmanın gereği var mı?
Ara sıra müsekkine ihtiyacımız var. Hapishane gibi mesela. Gidip oralara hürriyetin ne olduğunu anlamak için.
Hastaneye bir de... 'Oh, sağlığım yerinde!' diye.... Aynada kendinize bakıp bakıp: Ne zenginmişim!' demek için. Hoşluğun, nefes almanın, ayağımızın yere bastığının daha nelerin farkında olmak için.
Sonra? Sonrasını anlatmak o kadar kolay değil. Kolay değil 'lezzetleri acılaştırıp tahrip edeni/ölümü' günde defalarca düşünmek. Düşünmek ve arada bir "Ölüler Ülkesi"ne gidip gelmek. Onlar da nice şeyleri ve kimilerini bırakıp gitti.
Biz de bırakıp gideceğiz.
Gözümüz arkada niye kalsın!
Vârislerin Vâris'ine bırakıp gideceğiz.
Endişemiz, korkumuz... cehaletimizdendir.
Ali Hakkoymaz
21 Şubat 2011
Çok Konuşan Martılar :)

*Resim telefonumdandır ve hava pek sislidir :)
Sıcağı çok seven biri olarak kışın dışarı çıkasım gelmez..
Ama dedim ki; " nasıl olsa nasip olurda kavuşursak yaza buram buram bunalacağız, terim terim terleyeceğiz, madem ki öyle işte böyle kışın hakkını ver bakalım Seyr-ü Sefa :) "
Taktım sevdicekin hediyesi cici eldivençiklerimi, attım kendimi Hazarın kıyısına, miniş miniş yağan rahmet eşliğinde dinledim dalgaları, martıları..
Uzun zamandır özlenen sakin, huzurlu, telaşesiz, sadece sevdicekli-minicikli bir pazar gününü devretmekteyim bin şükürle, sonsuz sevgiyle..
Geceniz heyre karşı..
Selametle..
19 Şubat 2011
DOST
Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
Dokunarak uçalım.
İnsanlardan buz gibi soğudum,
İşte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Sen Anlarsın.
CAHİT KÜLEBİ
Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
Dokunarak uçalım.
İnsanlardan buz gibi soğudum,
İşte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Sen Anlarsın.
CAHİT KÜLEBİ
18 Şubat 2011
17 Şubat 2011
YA RAB,
Körlük gözde kalsın..
Körlük gözde kalsın..
Sağırlık kulakta..
Dermansızlık dizde kalsın..
Sükûnet dudakta..
Lakin yürek sağırlaşmasın..
Körleşmesin dermansız kalmasın ki,
Seni görsün,
Seni duysun,
Sana koşsun çatlarcasına..
Yürekte yaşanmazsa göz görüneni neylesin..
Gönül hissetmezse kulak duymuş neylesin..
Kalp sevmedikçe el dokunmuş neylesin..
Ya Rab nurunla donat ki kaplerimizi gafletin kirleri ve pasları yerlere serilsin…
İLKNUR DOĞANAY
İLKNUR DOĞANAY
16 Şubat 2011
Muhteşem Rumi & Şems Düeti - Erzurum Universiad 2011
Uploaded by La_reverie. - Watch more music videos, in HD!
Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun Etme Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme Sen yüz Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme |
Mevlana Celaleddin Rumi |
15 Şubat 2011
Es selam Seyr-ü Sefa..
Necesen..?
Benim moralim sinirli :)
Hem de çooooooooooook..!
Forumlu günlerde çok severdim protesto bölümünü..
Şimdi buraya da ekliyorum, sizler de ekleyebilirsiniz..
Garip bir şekilde rahatlatıyor halet-i ruhiyeyi bizzat denenmiş, ispatlanmıştır :)
Ve ilk protestomla başlıyorum;
Sözünü tutmayan mühendisimizi protesto ediyorum en derinden..!
!!!
14 Şubat 2011
Canların sinelerine aşkın sırrını düşürmekti sevdamız..
Uveysi bir heyecan, Haceri bir teslimiyetle..
Yolda kaldık..
Vefasız olduk..
Mahçup düştük..
Gül kokulu günlerimiz geride kaldı..
Kalbimiz dünyayı taşımaktan yorgun düştü..
"Beni nasıl biliyorsanız öyleyim" dedin..
Biz seni Rahman ve Rahim, af ve kerem sahibi bildik..
İsyan ettik ama senden başkasına secde etmedik Rabbimiz..
Kapanmaz kapına geldik;
Affet Rabbimiz Mücrim Seyr-ü Sefanı ve dahi mücrim müslimleri..
Bizi Kuddüs esmana binaen temizle..
Nefsimize mağlup etme..
Dostuna dost eyle..
İslamın çiçek çiçek yeşermesine vesile eyle..
Habibimizi misafir et hanemize, kalbimize..
Amin.. Amin.. Allahümme Amin..
Uveysi bir heyecan, Haceri bir teslimiyetle..
Yolda kaldık..
Vefasız olduk..
Mahçup düştük..
Gül kokulu günlerimiz geride kaldı..
Kalbimiz dünyayı taşımaktan yorgun düştü..
"Beni nasıl biliyorsanız öyleyim" dedin..
Biz seni Rahman ve Rahim, af ve kerem sahibi bildik..
İsyan ettik ama senden başkasına secde etmedik Rabbimiz..
Kapanmaz kapına geldik;
Affet Rabbimiz Mücrim Seyr-ü Sefanı ve dahi mücrim müslimleri..
Bizi Kuddüs esmana binaen temizle..
Nefsimize mağlup etme..
Dostuna dost eyle..
İslamın çiçek çiçek yeşermesine vesile eyle..
Habibimizi misafir et hanemize, kalbimize..
Amin.. Amin.. Allahümme Amin..
12 Şubat 2011

Sevgili Dost,
Her sabah yeni bir manzara görecekmiş gibi camlara koşup değişen hiçbir şey olmadığını görmek ne soğuk.
Her sabah yeni bir manzara görecekmiş gibi camlara koşup değişen hiçbir şey olmadığını görmek ne soğuk.
Düşüp yuvarlanan bir bozuk paranın peşinden koşarken, kelimelerin üzerine basa basa yürümek ne soğuk!
Dizlerine kadar gömüldüğün karda yürümekte ne var!
Boğazına kadar battığın kelimelerin içinde yüzmek ne soğuk!
A.Ali Ural
11 Şubat 2011
Hadis Atlası-4
Sahabe-i güzîn efendilerimizin Hadis ilminde herkesçe hüccet kabul edilen seçkinlerinden Hazreti Ebû Hureyre (radiyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz (aleyhi efdalüssalavâti vetteslîmât) şöyle buyurur:
“Aklın gereği,
Allah’a imandan sonra, O’nun için
sevmek, sevilmek ve insanlarla dost
geçinmektir.”
Allah’a imandan sonra, O’nun için
sevmek, sevilmek ve insanlarla dost
geçinmektir.”
(Mecmeu’z-Zevâid, 8/17; Biraz farkla, Beyhakî, Sünen, 10/109; Taberanî, el-Mu’cemü’s-Sağîr, 2/21)
10 Şubat 2011
9 Şubat 2011
Sus!

Oturamadığı dairelerin pencerelerine hasretle bakan, asla gidemeyeceği tatil mekanları için iç geçiren, birlikte görünemediği güzeller için yanıp tutuşan sen; haberin var mı "Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Arabasının kaportası çizildi diye öfkelenen, havalimanında VIP salonuna alınmayışına içerleyen, tuttuğu takımın büyük transferi gol kaçırınca kahrolan, sevdiği adam "tek taş" almadı diye küsen, ünlü olduğu halde herkesçe tanınmayışına bozulan sen; yürü git;"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Gözlerini vitrinlerin parıltısına kaptırmışsın, gönlüne şaşaalı hayatların albenisi taht kurmuş, senin kadar kültürlü olmadıkları halde senden daha konforlu yaşayanları kınamaya ayırmışsın rüyalarını bile, dar geliyor hırslarına evin, odan,işyerin, dişlerini gıcırdatıyorsan uykularında. Artık uyan ve hatırla ki"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Cemaatinin azlığına bakıp yazıklanan şeyh efendi, "beni televizyoncular çok arıyor, çıkınca reyting yapıyorum" diye diye kendisini kıymete bindiren hocaefendi, tweetter'de follower'ım çok değil diye dövünen araştırmacı, ‘face'de "beğendi"lerini artırmak için atraksiyonlar yapan hanımefendi, yazısı çok tıklansın diye olmadık başlıklar atan, kitabı ‘çok satanlar' listesine alınsın diye yırtınan yazar, her sözü alıntılansın, dilden dile dolaşsın diye bekleyen "kanaat önderi"; yürü git, "Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Şöhretine, reytingine aldanma! Her gün bir parça daha unutulmaya doğru gidiyorsun. Günü gelince zaten büsbütün unutulacaksın. Kısa bir süre için morgda ağırlanacaksın, en fazla genişçe bir cenaze ilanında, büyükçe puntolarla yazılacak adın, başına güneş gözlüklü ama gönülsüz adamlar yığılacak, "anahaber"lerde ilk sırayı alacak, manşetleri işgal edeceksin ama hiç çare yok, bir yığın toprağın altına gireceksin! En fazla bir ansiklopedide, öğrencilerin zoraki baktığı soğuk bir madde olabilirsin. Onu düşün de, bir daha tekrar et: "Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Nerede o kalabalıklara pervasızca sunduğun, billboard'larda yağmalatmaya heveslendiğin güzel yüzün? Nerede o bir bakışıyla yürekler hoplatan, kremlerle çevrili, farlara, rimellere, sürmelere lâyık gözlerin? Nerede kameralara son saniyede gönderdiğin o işveli bakışlar? Nerede o ele avuca sığmamalar, rüzgârda saçlarını savurmalar, ıslak dudaklı şuh fısıltılar? Nerede o benlikler, o kendini herkesten üstün görmeler? Beden çürüyüp dağılmış; o güzel gözlerin oyuklarına toprak dolmuş. Aklını başına al; fırsatın varken oku:"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Yanağını güzellerin yanağına koymakla övünme. Göz ucuyla bakıp dudak büktüğün o garipleri küçümseme. Semtine uğramaktan korktuğun, yanında gözükmekten utandığın fukarayı aşağılama. Sonunu düşün. Akıbetin hiç sürpriz olmayacak ki. Gün gelecek, onların sıcacık yüreğinden çıkıveren bir dua sevindirecek seni. Gün gelecek, karda kışta, küçümsediğin, kapında bile görmek istemediğin o adamlar sana Fatiha okumak üzere saf durur cenazende. Dost bildiklerin ise yüreksiz ve yakarışsız dikelmekle yetinirler cesedinin yanında. "Bu defa yırttık!" diye sevinirler en fazla. Bari o gün, senin ölmen hatırına bilselerdi: "Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
İsterse çok zengin ol, hesabın kabarık, kredi kartların limitsiz olsun. İsterse en lüks rezidansı mekan tutasın, borsada hızla yükselen bolca kâğıtların olsun. İsterse hayatın sigortalı olsun, kolundaki saat zamanı değil serveti göstersin, gerdanını paha biçilmez mücevherlerin sıcağı sarsın, teninde eşsiz inciler yeniden değer kazansın. İsterse eşarbından marka sarksın, ayağının altında otomatik şanzımanlı cip olsun. Bunlar ölüme karşı nedir ki! Bunlara sığınabilir, bunlarla ölümü yenebilir misin? Hele bir bak ki, "Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Nerede gol kralı olup omuzlarda gezdirilenler, bir kez olsun dokunulmak için milyonlarcasını ardından koşturanlar? Nerede süperstarlar, divalar, virtüözler? Nerede bir düğmeye basıp yüz binlerce insanı bir kaç dakika kavuran pilotlar? Nerede "en üstün" bildiği ırkı hatırına milyonları bir çırpıda evinden yurdundan kovanlar, kurşuna dizenler, soğuğa terk edenler? Nerede o bir emriyle ölüm, bir emriyle hayat verdiğini sanan krallar? Aklını başına devşir de, bi'daha hatırla:
"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Başka insanların ölümlerini haber yapıp kanlı sayfalar hazırlayan, yangını ve depremi, erozyonu ve trafik kazasını ilk haber veren olup haber atlatan sen, kameraların kaydettiği cinayet videolarına youtube'larda rekor kırdıran, ölenin ardından en duygulu yazıyı yazmakla övünen, cenazede bile ölümlü olduğunu unutup klişe sloganlar atan, ömrü boyunca hep başkalarını ölürken görerek gülen zavallı, aç gözlerini, bir bak hele ne yazıyor:"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Yeter artık, söz söyleme bundan böyle; sözden ne diye çare ararsın?
Ey rüzgârı ölçmeye çalışan!
Ey suyu parmak aralarında tutacağını sanan?
Ey gerçeğin yerine süslü laflar koymaya kalkışan!
Ey "ölüm" diye diye ölümü de eskiten talihsiz!
Ey ölenlere ağız yakmayı ölmenin kendisi sayan çaresiz!
Hiç öldün mü sen?
Öldün mü ki! Kolaysa, bir söz bul da, son sözün olsun.
Ölüm gibi, sonrasında başka söze hâcet bırakmasın!
Yoksa, sus, sus da,
"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!" diyen Rabbin konuşsun.
[Duhan, 25]
-Senai Demirci-
8 Şubat 2011
Es selam Seyr-ü Sefa..
Necesen..?
Men üşüyüp :)
Buzzzz..!
Bakümüz yağmurlu ve soyuk..
Dolayısıyla günlerimiz sıradan ve sessiz..
Bu sıradanlığın içindeki tek hareketimiz maklerlerle ( emlakçılarla) haşır-neşir olmak :)
Bakalım hayırlısı..
Targoviden ışıl ışıl bir kare ile baş başa bırakıyorum sizi..

*Dip Not: Targovi Bakü sahilinde, İstanbulun İstiklal caddesi gibi bir cadde..
7 Şubat 2011
6 Şubat 2011
5 Şubat 2011
Sular Gibi

Duyur rûhuma sevgini
Kalmasın Sensiz kararım.
Mest et ki bezminle beni
Her yerde Seni ararım.
Dört bir yanda izler ile
Ufuklarda gözler ile
En yürekten sözler ile
Hem inler hem de yanarım.
Sular gibi çağlayarak
Sana gönül bağlayarak
Hiç durmadan ağlayarak
Seni herkesten sorarım.
Arzum kendimden geçeyim
Vuslat şarabın içeyim
Ak yolunu yol seçeyim
Başka yollardan bîzârım.
Fethullah Gülen
Kalmasın Sensiz kararım.
Mest et ki bezminle beni
Her yerde Seni ararım.
Dört bir yanda izler ile
Ufuklarda gözler ile
En yürekten sözler ile
Hem inler hem de yanarım.
Sular gibi çağlayarak
Sana gönül bağlayarak
Hiç durmadan ağlayarak
Seni herkesten sorarım.
Arzum kendimden geçeyim
Vuslat şarabın içeyim
Ak yolunu yol seçeyim
Başka yollardan bîzârım.
Fethullah Gülen
3 Şubat 2011
Hizmet Anneleri'nin çalışmaları yaşama sevincimizi artırıyor..

Gazeteci Şemsinur Özdemir'in röportajlarının yer aldığı Hizmet Anneleri kitabı büyük ilgi görmüştü. 2. kitapta da gazetemizin Aile Sağlık sayfasında ve birkaç yıl önce kapanan Ailem dergisinde yapılmış röportajlar yer alıyor.
Hizmet Anneleri'nin çalışmaları yaşama sevincimizi artırıyor
'Yardım faaliyetleri olmasa hayatımın anlamı kalmazdı.' diyen Münevver Takımoğlu, kucağı yetim çocuklarının sığınağı olan Fatma Kılıç, Hizmet Anneleri kitabındaki isimlerden sadece ikisi. Gazeteci Şemsinur Özdemir'in Zaman Kitap'tan çıkan çalışmasında insanlara iyilik yapmak için koşan kadınlarla yapılmış röportajlar yer alıyor.
Bahriye Altan, Didem Top, Nurzan İshakoğlu, Tülay Songül, Elif Açıl, Fatma Örs, Kazime Öğtem, Ayten Cimilli Oğraş, Ravza Poyraz, Gülnar Gürdal, Melek Ünver ve daha niceleri. Her birinin yaşı, mesleği, sosyal ve ekonomik konumu farklı olsa da amaçları bir; 'insana hizmet'.
Onlar, sadece kendi evladının ilgisinde boğulmadan, ailesine takılıp kalmadan, dünyanın bütün yavrularına sinelerini açan hizmet anneleri, her türlü ihtiyaç sahibinin maddi manevi yardımına koşuyor. Kimileri bir öğrenciye cep harçlığı verebilmek için geceler boyu göz nuru dökerek dantel örüyor, mantı açıyor. Kimi bir yoksulun sofrasına çorba koymak, bir yetim annesinin yüzünü güldürmek, bir hastaya su vermek, bir ihtiyarın gönlünü hoş tutabilmek için çabalıyor. Bazıları da zehirli dikenler gibi insanların zihinlerini bulandıran şer yollara karşı durmak, Allah'ın ve Resulü'nün adını duyurmak için diyardan diyara hicret ediyor. İman hakikatlerini, sünneti seniyyeyi ve Kur'an ahlakını anlatıyorlar.
Gazeteci yazar Şemsinur Özdemir, Zaman Kitap'tan çıkan 'Hizmet Anneleri 2' kitabında ömrünü insanlara iyilik yapmaya adayan kadınların hayatlarını anlatıyor. Kitapta 22 röportaj yer alıyor ancak bu isimler, halka hizmeti Hakk'a hizmet sayan sahabe anlayışını yansıtan nice gizli kahramandan birer numune sadece. Bir kısmı Zaman Gazetesi'nin Aile Sağlık sayfasında ve Ailem dergisinde yayınlanan röportajlar, kitapta daha ayrıntılı olarak yer alıyor.
Hizmet Anneleri, kendi maddi durumları iyi olmasa da Allah Resulü'nün (sas) 'Komşusu açken tok yatmama' öğüdüne göre yaşamaya çalışıyorlar. Öyle ki bazıları ihtiyaç sahiplerinin listesini dahi çıkarmış: Dul bir kadın, kirada oturuyor, iki çocuklu, borçları var; Dul, zihinsel engelli kızı var, kirada oturuyor, geliri yok; Eşi terk etmiş, sekiz çocuğu var; Bodrum katta oturuyor, dul kadın, 4 tane yetimi var... Tülay Songül'ün elindeki liste benzer manzaraları tasvir ederek uzayıp gidiyor. Onlarca isim ve adresi gösteren Tülay Hanım, "Bunları bildiğim halde, nasıl evimde rahat oturup canımın her istediğini yerim, nasıl son moda mobilyalar alırım, lüks otellere tatile giderim?" diyor. Kullanılabilir ikinci el mobilyaları, elektronik eşyaları, kıyafetleri, bağışlanan erzakları ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor. Bunun yanında düzenli olarak bağış yapan hayırseverlerin gönderdiği nakitleri de yoksulların kiralarını, hastane masraflarını, elektrik, su, gaz faturalarını ödemek için kullanıyor.
'Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle, buna gücünüz yetmezse dilinizle düzeltin. Buna da gücünüz yetmezse kalbinizle buğzedin (kınayın). Bu da imanın en zayıfıdır.' hadisini hatırlatan Şemsinur Özdemir, hizmet annelerinin çevrelerinde olup bitene duyarsız kalmadıklarını, olumsuzlukları ellerinden geldiği kadar düzeltmeye gayret ettiklerini söylüyor. Özdemir, "Bir insana maddi manevi yardım etmek için illaki çok varlıklı veya mutlu bir hayat yaşıyor olmak gerekmiyor. Hizmet annelerinin birçoğu kıt kanaat geçiniyor, ancak kendilerini bir kenara bırakıp başkalarına yardım etmek için çaba sarf ediyor. Onların fedakârlıklarını gördükçe nelere üzüldüğümüzü, küçücük bir şeyi nasıl problem yaptığımızı oturup düşünmek gerekir. Bu insanlar neler için gayret ediyor, biz neleri sıkıntı yapıyoruz? Onları tanımak yaşama sevincimizi artırıyor. Dünyada hâlâ başkaları için karşılık beklemeden iyilik yapan insanların var olduğunu bilmek geleceğin daha güzel olacağına dair ümitlerimizi güçlendiriyor." diyor.
Hizmet anneleri için mesai kavramının olmadığını belirten Özdemir, zihinlerinde sürekli 'ihtiyaç sahiplerine nasıl daha fazla faydalı olabilirim?' sorusunun olduğunu ifade ediyor. Bu fedakâr annelerin yardımseverliği yaşam tarzı haline getirdiğini dile getiren Özdemir şöyle konuşuyor: "İnsan neyle meşgul olursa çevresine de ondan bahseder. Örneğin, ömrü muhtaç kişileri arayıp yardım etmekle geçmiş hayırsever bir hanım olan Nurzan İshakoğlu da bulunduğu her ortamda, tanıştığı herkese yoksul ve mazlumlar için yardım çağrısında bulunuyor. Onu tanıyanlar karşılaştığında mutlaka bir hayır talebinde bulunacağını biliyor artık."
Dünya malını sadece hizmetçi gör...
'Helal kazancımın zekâtını verdikten sonra istersem lüks bir hayat da yaşarım' anlayışı için ne dersiniz? Üniversite yıllarından beri hayatı insanlara iyilik yapmak üzerine şekillenmiş olan Kimse Yok mu Derneği gönüllüsü Dr. Figen Es, kendisiyle yapılan röportajda bu soruya şöyle cevap veriyor: "Bu, kişinin hayata bakışında kendini haklı gördüğü nokta, ama biz hayatımızla ilgili verilen nimetlerin, bizim için güzellik veya günah vesilesi olan şeylerin karşılığını sadece zekât vermekle halledebilecek miyiz? Bu bir ticaret. İnsanlara yardım etmek, ahirete yatırımdır. Helal kazancından lüks yaşamak haram olmayabilir, mubah olabilir ama ecir de olmayabilir. Hâlbuki aynı hayatı yaşarken ahiret adına nerede kazanacağın, nerede kaybedeceğin belli olmayan noktaya yatırım şansı da var. Kimse güzel evde oturmasın, cipe binmesin diyemeyiz ama dünya nimeti Allah'ın katında bir sineğin kanadı kadardır. Bunların hepsini Allah yolunda kullanabiliriz. En güzel evini en güzel hizmetlere açarsın. En güzel arabanla en güzel insanları taşırsın. Dünya malını sadece hizmetçi olarak görürsün."
ZEYNEP KAÇMAZ
Onlar, sadece kendi evladının ilgisinde boğulmadan, ailesine takılıp kalmadan, dünyanın bütün yavrularına sinelerini açan hizmet anneleri, her türlü ihtiyaç sahibinin maddi manevi yardımına koşuyor. Kimileri bir öğrenciye cep harçlığı verebilmek için geceler boyu göz nuru dökerek dantel örüyor, mantı açıyor. Kimi bir yoksulun sofrasına çorba koymak, bir yetim annesinin yüzünü güldürmek, bir hastaya su vermek, bir ihtiyarın gönlünü hoş tutabilmek için çabalıyor. Bazıları da zehirli dikenler gibi insanların zihinlerini bulandıran şer yollara karşı durmak, Allah'ın ve Resulü'nün adını duyurmak için diyardan diyara hicret ediyor. İman hakikatlerini, sünneti seniyyeyi ve Kur'an ahlakını anlatıyorlar.
Gazeteci yazar Şemsinur Özdemir, Zaman Kitap'tan çıkan 'Hizmet Anneleri 2' kitabında ömrünü insanlara iyilik yapmaya adayan kadınların hayatlarını anlatıyor. Kitapta 22 röportaj yer alıyor ancak bu isimler, halka hizmeti Hakk'a hizmet sayan sahabe anlayışını yansıtan nice gizli kahramandan birer numune sadece. Bir kısmı Zaman Gazetesi'nin Aile Sağlık sayfasında ve Ailem dergisinde yayınlanan röportajlar, kitapta daha ayrıntılı olarak yer alıyor.
Hizmet Anneleri, kendi maddi durumları iyi olmasa da Allah Resulü'nün (sas) 'Komşusu açken tok yatmama' öğüdüne göre yaşamaya çalışıyorlar. Öyle ki bazıları ihtiyaç sahiplerinin listesini dahi çıkarmış: Dul bir kadın, kirada oturuyor, iki çocuklu, borçları var; Dul, zihinsel engelli kızı var, kirada oturuyor, geliri yok; Eşi terk etmiş, sekiz çocuğu var; Bodrum katta oturuyor, dul kadın, 4 tane yetimi var... Tülay Songül'ün elindeki liste benzer manzaraları tasvir ederek uzayıp gidiyor. Onlarca isim ve adresi gösteren Tülay Hanım, "Bunları bildiğim halde, nasıl evimde rahat oturup canımın her istediğini yerim, nasıl son moda mobilyalar alırım, lüks otellere tatile giderim?" diyor. Kullanılabilir ikinci el mobilyaları, elektronik eşyaları, kıyafetleri, bağışlanan erzakları ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor. Bunun yanında düzenli olarak bağış yapan hayırseverlerin gönderdiği nakitleri de yoksulların kiralarını, hastane masraflarını, elektrik, su, gaz faturalarını ödemek için kullanıyor.
'Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle, buna gücünüz yetmezse dilinizle düzeltin. Buna da gücünüz yetmezse kalbinizle buğzedin (kınayın). Bu da imanın en zayıfıdır.' hadisini hatırlatan Şemsinur Özdemir, hizmet annelerinin çevrelerinde olup bitene duyarsız kalmadıklarını, olumsuzlukları ellerinden geldiği kadar düzeltmeye gayret ettiklerini söylüyor. Özdemir, "Bir insana maddi manevi yardım etmek için illaki çok varlıklı veya mutlu bir hayat yaşıyor olmak gerekmiyor. Hizmet annelerinin birçoğu kıt kanaat geçiniyor, ancak kendilerini bir kenara bırakıp başkalarına yardım etmek için çaba sarf ediyor. Onların fedakârlıklarını gördükçe nelere üzüldüğümüzü, küçücük bir şeyi nasıl problem yaptığımızı oturup düşünmek gerekir. Bu insanlar neler için gayret ediyor, biz neleri sıkıntı yapıyoruz? Onları tanımak yaşama sevincimizi artırıyor. Dünyada hâlâ başkaları için karşılık beklemeden iyilik yapan insanların var olduğunu bilmek geleceğin daha güzel olacağına dair ümitlerimizi güçlendiriyor." diyor.
Hizmet anneleri için mesai kavramının olmadığını belirten Özdemir, zihinlerinde sürekli 'ihtiyaç sahiplerine nasıl daha fazla faydalı olabilirim?' sorusunun olduğunu ifade ediyor. Bu fedakâr annelerin yardımseverliği yaşam tarzı haline getirdiğini dile getiren Özdemir şöyle konuşuyor: "İnsan neyle meşgul olursa çevresine de ondan bahseder. Örneğin, ömrü muhtaç kişileri arayıp yardım etmekle geçmiş hayırsever bir hanım olan Nurzan İshakoğlu da bulunduğu her ortamda, tanıştığı herkese yoksul ve mazlumlar için yardım çağrısında bulunuyor. Onu tanıyanlar karşılaştığında mutlaka bir hayır talebinde bulunacağını biliyor artık."
Dünya malını sadece hizmetçi gör...
'Helal kazancımın zekâtını verdikten sonra istersem lüks bir hayat da yaşarım' anlayışı için ne dersiniz? Üniversite yıllarından beri hayatı insanlara iyilik yapmak üzerine şekillenmiş olan Kimse Yok mu Derneği gönüllüsü Dr. Figen Es, kendisiyle yapılan röportajda bu soruya şöyle cevap veriyor: "Bu, kişinin hayata bakışında kendini haklı gördüğü nokta, ama biz hayatımızla ilgili verilen nimetlerin, bizim için güzellik veya günah vesilesi olan şeylerin karşılığını sadece zekât vermekle halledebilecek miyiz? Bu bir ticaret. İnsanlara yardım etmek, ahirete yatırımdır. Helal kazancından lüks yaşamak haram olmayabilir, mubah olabilir ama ecir de olmayabilir. Hâlbuki aynı hayatı yaşarken ahiret adına nerede kazanacağın, nerede kaybedeceğin belli olmayan noktaya yatırım şansı da var. Kimse güzel evde oturmasın, cipe binmesin diyemeyiz ama dünya nimeti Allah'ın katında bir sineğin kanadı kadardır. Bunların hepsini Allah yolunda kullanabiliriz. En güzel evini en güzel hizmetlere açarsın. En güzel arabanla en güzel insanları taşırsın. Dünya malını sadece hizmetçi olarak görürsün."
ZEYNEP KAÇMAZ
ZAMAN
2 Şubat 2011
Es Selam Seyr-ü Sefa..
Necesen.. :)
Bakümüz yine buz, yine soyuk.. Şükür ki evimiz ve kalplerimiz sıcak..
Rabbim dışarıda olanlara yardım etsin.. Amin..
Ordan, burdan, şurdan çok fazla yazmak istediğim şey var ama toparlayamıyorum alemimi..
İstiyorum ki zuzum hiç üzülmesin, göz yaşları dinsin..
İStiyorum ki göz nurummm, canözüm yanımda olsun..
İStiyorum ki göz nurummm, canözüm yanımda olsun..
İstiyorum ki sevdicek eve hep erken gelsin; çok çok çok yorulmasın..
İstiyorum ki iyisiyle-kötüsüyle kendi seçimlerimizi yaşayabilecek kadar özgür, dışarıdan müdahalesiz şirincik ve huzurlu bir hayatımız olsun..
İstiyorum ki dilimin bağı çözülsün ve beni anlasınlar..
İstiyorum ki kimse iki yüzlü ve yalancı olmasın.. İnsan olsun, insan kalsın..
Her ne oluyorsa Hayırla olsun..
İstiyorum ki Baküde özgürce ezan sesleri yükselsin..
İstiyorum ki bedenlerimiz kadar kalblerimiz de doysun..
İstiyorum ki sözümüz cennet olsun.. Halimiz cennet olsun.. Yuvamız cennet olsun..
İstiyorum ki, İstiyorum ki, İstiyorum ki, o kadar çok şey var ki..
..
.
İstiyorum ki Rabbim kalemimdekileri ve kalbimdekileri istesin..
1 Şubat 2011
Göz Nurum Canözüm'e..
Her Ne Kadar Uzak Olsakda Birbimize,
Uzaklik Yetmiyor Bu Sevgiyi Bitirmeye,
Bu Dostlugu Ölüm Ayırıncaya Kadar,
Bu Dostlugu Ölüm Ayırıncaya Kadar,
Kimsenin Gücü Yetmiyecek Bitirmeye.
Cünkü Bizim Sözümüz Var.
Birlikte Aglayip Birlikte Gülecegiz
Birbimizi Hic Terk Etmeyecegiz
Her Düstügümüzde Birbimizi Kaldırcağız
Kendimizi Yanliz Hissetimgizde Birbirmize Yasalancak Omuz Olcagiz.
Cünkü Bizim Sözümüz Var.
Birlikte Aglayip Birlikte Gülecegiz
Birbimizi Hic Terk Etmeyecegiz
Her Düstügümüzde Birbimizi Kaldırcağız
Kendimizi Yanliz Hissetimgizde Birbirmize Yasalancak Omuz Olcagiz.
Cünkü Bizim Sözümüz Var.
Bunun Adı Dostlukur.
Hani bir Elmanin Yarısi,
Karanlık Gecenin Ay’i,
Sigaranın Dumanı,
Bizimkisi Böyle Birşey
Biz Ayrılmayacağız..
Cünkü Bizim Sözümüz Var.
Sözümüz Bir Günesin Dogusunda Sona Ermeyecek.
Biz Ayrılmayacağız..
Cünkü Bizim Sözümüz Var.
Sözümüz Bir Günesin Dogusunda Sona Ermeyecek.
Bir Denizin Susuz kaldığında Bitmeyecek,
Bu Dostlugu Yagmur Olsa Dahi Silemeyecek,
Rüzgarin Esmesi Bu Sevgiyi Bitiremeyecek..
Cünkü Bizim Sözümüz Var.
Dinledigmiz Her Sarkida Birlikte Hüzünlendik,
Cünkü Bizim Sözümüz Var.
Dinledigmiz Her Sarkida Birlikte Hüzünlendik,
Sevdik Aşık Olduk Ayrılıgı Tattık,
Biz Birlikte Cok Zor Engeller Aştık,
Biz Birlikte Cok Zor Engeller Aştık,
Ama Yinede Ayrilmadik..
Cünkü Bizim Sözümüz Var.
Bu Acı Günleri Ardimizda Birakacagiz,
Cünkü Bizim Sözümüz Var.
Bu Acı Günleri Ardimizda Birakacagiz,
Bu Hasretlige Son Noktayı Koyacagiz,
Sana Söz Can Dostum,
Biz Er Yada Gec Kavusacağız.
Cünkü Bizim Sözümüz Var.
Cünkü Bizim Sözümüz Var.
*Alıntı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)